Hepimiz zaman zaman motive olmakta zorlanıyoruz. Bazen masaya oturup o projeye başlamak dünyanın en zor işi gibi gelirken, bazen de saatlerce sıkılmadan karmaşık bir işin üstesinden gelebiliyoruz...
Psikolojik bir perspektiften baktığımızda, günümüz insanının en büyük yorgunluğu fiziksel değildir. Bizi asıl tüketen şey zihnimizde taşıdığımız, kimsenin görmediği ve çoğu zaman kendimizin bile adını koymakta zorlandığı o "görünmeyen yüklerdir"...
Hepimizin üzerinde, sabah yataktan kalkarken bile hissettiği o garip ağırlık....
Antalya'da hem bireysel hem de çiftlere psikolojik destek vermekteyim, bu süreçte fark ediyorum ki hem hayatla hem de ilişilerimizde bağlantı problemleri yaşıyorsunuz.
Erteleyerek problemlerinizi çözmenizin mümkün olmadığını belirtmekten yorulmuyorum çünkü terapiye başlamak inanın zaman alan bir şey ve bunu anlıyorum...
Ne yapsam olmuyor dediğinizi duyar gibiyim. Bazen gerçekten de olduramıyorsunuz, duygularınızı ifade etmek yeterli gelmiyor sizi dinleyen biri olmadıkça anlamsız değil mi?
İşte tam da burada başlıyor yalnızlık; kimsenin sizi anlatmak istediğiniz gibi anlayamayacağını kabul ettiğinizde...
Kendimizi tanımlama şeklimiz hayata karşı duruşumuzu sizce nasıl etkiliyor? Değerlendime biçimlerimizi olabildiğince objektif yapmak önemli bir noktada yer alıyor. Kendimizle barışık olmanın yolu da buradan geçmiyor mu zaten, her şeyimizle kabul etmek...
Erken kalktım bugün biraz düşündüm, son geçen üç seneyi…
Pandemisinden, maden kazasına, Elazığ depreminden İzmir depremine ve son felaketimiz 11 şehrin yerle bir olduğu deprem. Sadece bir deprem değildi bu, binlerce insanı kaybettik… Kelimelerin böyle kolay döküldüğünü sanmayın...
Duygularımız zaman zaman değişebilir ve olumlu duyguların yerini olumsuzlar alabilir. Partnerimizle aramızdaki bağ ise bu değişkenliğe tahammül edebilecek şekilde kendini korumaya almış olmalıdır...